Dolmuşa bindim geçen akşam Feneryolu'ndan. Caddebostan- Taksim: Beşiktaş'ta inip eve gideceğim. O hatta akşamları pek rağbet olmuyor gözlediğim kadarı ile, yine iki yolcu, bir şoför tıngır mıngır gidiyoruz köprüye doğru. Altunizade çıkışında trafik sıkışık, şoförümüz sağa kırıyor direksiyonu: "Kısıklı Caddesi" diye okuyorum tabelada, bir yandan da "Trafik sıkışık tabii, şimdi daha ilerde bir yerden çıkacağız köprüye besbelli..." diye de düşünüyorum.
Yarım kilometre yol gittikten sonra, şoförümüz beni hayal kırıklığına uğratıyor:
"Yanlış yola mı girdim ben?"
21 Aralık 2010 Salı
16 Aralık 2010 Perşembe
İstanbul'a taşınalı nerdeyse bir yıl olacak sevgili günlük, ama ancak fırsat buldum seni ziyaret etmeye...Elbet telafi ederim, telaşa mahal yok.
Bu ayın başından beri her sabah Etiler'den Libadiye'ye gidip geliyorum, toplu taşım araçları ile, epey anı biriktiriyorum. Bu sabah Acibadem durağında metrobüsten indikten sonra benimle aynı yöne yürürken bir yandan yeşil bir alışveriş arabasını sürükleyen kızıl saçları kısacık bir kadın gördüm. Acıbadem yönüne gidebilmek için yaya üst geçidinin merdivenlerini çıkmamız gerekiyordu. Annemle pazar arabası taşıdık yıllarca Ankara'da, ben de kavrayıverdim kadının alışveriş arabasının altındaki rodu. Birlikte çıkardık yukarı. Teşekkür etti, selamlaşıp ayrıldık.
Bütün gün çalıştım, türlü çeşitli saçmalıkla boğuştum; hele öğleden sonra bir de sıkıldı canım. Akşam vakti bastıran yağmur da cabası. Kara kara düşünürken eve nasıl döneceğimi, henüz deneme fırsatı bulamamış olduğum metrobüs geldi aklıma. Bu akşam da sabah yolculuğunun tam tersini yapayım, dedim. Acıbadem durağına geldim, tam yaya üst geçidinden aşağı incektim ki, merdiven başında tanıdık bir yüz: Kızıl saçları kısacık bir hanım ve yeşil alışveriş arabası, bencileyin "karşı" yolcusu!
Matrak bir selamlaşmanın ardından indirdik durağa arabayı birlikte, teşekkür etti yine. Hayatın tuhaf ve gülümseten tesadüflerine gülümseyerek ayrıldık, ben Zincirlikuyu'ya, o Edirnekapı'ya.
Bu ayın başından beri her sabah Etiler'den Libadiye'ye gidip geliyorum, toplu taşım araçları ile, epey anı biriktiriyorum. Bu sabah Acibadem durağında metrobüsten indikten sonra benimle aynı yöne yürürken bir yandan yeşil bir alışveriş arabasını sürükleyen kızıl saçları kısacık bir kadın gördüm. Acıbadem yönüne gidebilmek için yaya üst geçidinin merdivenlerini çıkmamız gerekiyordu. Annemle pazar arabası taşıdık yıllarca Ankara'da, ben de kavrayıverdim kadının alışveriş arabasının altındaki rodu. Birlikte çıkardık yukarı. Teşekkür etti, selamlaşıp ayrıldık.
Bütün gün çalıştım, türlü çeşitli saçmalıkla boğuştum; hele öğleden sonra bir de sıkıldı canım. Akşam vakti bastıran yağmur da cabası. Kara kara düşünürken eve nasıl döneceğimi, henüz deneme fırsatı bulamamış olduğum metrobüs geldi aklıma. Bu akşam da sabah yolculuğunun tam tersini yapayım, dedim. Acıbadem durağına geldim, tam yaya üst geçidinden aşağı incektim ki, merdiven başında tanıdık bir yüz: Kızıl saçları kısacık bir hanım ve yeşil alışveriş arabası, bencileyin "karşı" yolcusu!
Matrak bir selamlaşmanın ardından indirdik durağa arabayı birlikte, teşekkür etti yine. Hayatın tuhaf ve gülümseten tesadüflerine gülümseyerek ayrıldık, ben Zincirlikuyu'ya, o Edirnekapı'ya.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)